Bedreddin Rasih: Savaşı Türkiye Metropollerine Taşımalıyız!

310

HBDH Yürütme Komitesi Üyesi ve DKP/Birlik Temsilcisi Bedreddin Rasih’in hbdh-online.org ile yaptığı röportajı sizler ile paylaşıyoruz.

1- ABD’nin Afganistan’dan çekildiği bir süreci yaşadık. Şimdi ise Irak’tan çekileceği biliniyor. Emperyalizmin güncel durumu ve Ortadoğu’da ki gelişmeler için neler söylemek istersiniz?

Bugünün dünyasına geçmişin gözlükleriyle bakarsak hiçbir gelişmeyi doğru kavrayamayız. Sosyalist sistemin çökmesiyle bir dönem tüm yeryüzünde istediği gibi at koşturan emperyalist güçler, artık kadir-i mutlak değiller. Yeryüzünde, tarihte şimdiye kadar görülmedik biçimde tüm kıtaları ve tüm ülkeleri derinden sarsan, bütün ülkelerde dalga dalga halk isyanları yükseliyor. Yalnız yoksul geri ülkelerde değil, kapitalist metropolleri de içine alan enternasyonal direniş dalgaları, krizin ve salgının kitlelerde yarattığı yıkımın etkileriyle katlanarak büyüyor ve bütün egemenlerin korkulu rüyası olarak, her adımda onların karşısına dikiliyor. Bizzat kapitalizmin merkezlerinde, sermayenin Kabelerinde, kitlelerle yönetenlerin gündemleri bir daha birleşemeyecek durumda kopmuştur. Kitleler açısından, bizzat kapitalizmin cennetleri yaşanmaz cehennemlere dönüşmüştür.

Bu koşullarda dünyaya baktığımızda, göz önündeki temel yönelimleri değerlendirmek bile devrimci bir sıçrayışın olanaklarını sergiliyor. En görünür olan, tüm yeryüzünde uçurum boyutlarında kapanmaz bir yoksul zengin kutuplaşmasıdır. Bu uçurum, bizim gibi ülkelerde zirve noktasına varıp gerçek anlamda açlık biçiminde yansımasını buluyorken, gelişkin kapitalist merkezlerde de daha hızlı bir kopuşma gerçekleşiyor. Bu dikkate almamız gereken bir olgu, güncel etkileri olacak bir sorundur. Salgınla iyice ağırlaşan ekonomik kriz, siyasal, toplumsal, kültürel topyekun bir krizle birleşerek, birçok ülkede katastrofik boyutlarda toplumsal çatışmalara dönüşebilir. Karşıtı olarak karşı devrimin, yeni faşizmin yükseleceğini ve daha fazla saldırganlaşacağını öngörebiliriz. Aynı zaman aralığında kapitalizm, tarihinin en hızlı ve fırtınalı teknik sıçramalarını gerçekleştiriyor. Kriz ve teknolojik sıçramada ön alma rekabeti, emperyalist güç merkezlerini her alanda karmaşık ve değişken rakip kamplar halinde, sıcak çatışmalara sürüklüyor. Dünya çapında güç kayması yaşanıyor.

ABD’nin, Afganistan’dan sonra Irak’tan da çekilmesi ve atacağı diğer adımlar tek tek olaylar olarak anlaşılamaz. Bugünkü gelişmeleri geçmişteki gibi salt emperyalistler arası rekabet boyutlarıyla da anlayamayız; karmaşık ve önceden öngörülemeyecek bir dönemden geçiyoruz. İki yönlü gerilim ve tepkiler birlikte gelişiyor, Eşitsiz gelişme yasası işliyor ve tüm emperyalist güçleri kafa kafaya getirirken diğer yandan hiçbir emperyalist ülkenin arkası sağlam değil. Emperyalist kapışma Asya’ya kayıyor ama asıl kıyamet, devletler arasında değil içeride, kapitalist merkezlerin göbeğinde kopuyor. ABD’nin kendi içinde iç savaş olgunlaşıyor, diğer ülkeler de ABD’den daha farklı değil. Emperyalizm, iki cephede birden savaşla karşı karşıya. Dışarıda birbirleriyle kapışırken içeride hem rakip egemen klikler arası gerilim, daha önemlisi açların ve yoksulların sönmeyen isyan dalgaları, onları adım atamaz hale getiriyor. Bu, yeni bir dünya durumudur ve dünya sermayesinin hiçbir dönem yaşamadığı karmaşık bir kaos dönemidir.

ABD’nin Ortadoğu’daki adımlarını da bu dünya gerçekliği içinde değerlendirmeliyiz, ABD, Irak’tan -dolayısıyla Ortadoğu’dan- bir bütün olarak çekiliyor diyemeyiz. Bugün Ortadoğu daha şiddetli kıyametlere gebedir. Diğer yandan ABD veya diğer emperyalistler ve bölgede ABD’nin başını çektiği emperyalist klikle uyumsuz tüm güçler birbirleriyle kapışırken dahi Rojava’yı -bölgede doğan bu yeni devrimci odağı- boğma hedefinde birleşiyorlar. Ve bu devrimci odağın öncüsü Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek konusunda öyle ya da böyle birbirleriyle uzlaşıyorlar. Dört parça Kürdistan’da devrimci bir çıkışın örgütleyicisi olan PKK, özelde de eski dünyayla yeni dünyanın en keskin çarpışmasının yaşandığı Rojava hedef tahtasındadır. Türkiye faşizmi, Kürt olan her şeyi imha ve tasfiye etmek istiyor, emperyalistler devrimci damarını keserek bu büyük dinamiği kendi kontrollerine almak için çalışıyorlar. Ortadoğu’da bugün öne çıkan çelişki budur, bizim ve dünya emekçilerinin dikkatini yöneltmesi gereken sorun da burasıdır.

‘TÜRKİYE’NİN EMPERYALİSTLER ARASI MÜCADELE POLİTİKASI DARALIYOR’

2- AKP-MHP faşizminin dünyada yaşanan bu gelişmelerle beraber Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da nasıl bir süreç örgütleyeceğini söylemek mümkündür?

Emperyalist kapitalist sistemin hegemonya krizi devam ediyor. ABD’nin ağırlık noktasını Çin’i çevreleme stratejisi doğrultusunda değiştireceği yönünde değerlendirilebilecek çeşitli açıklamalar oldu, oluyor. Bunun Ortadoğu’ya nasıl yansıyacağını izleyip göreceğiz. Ama değişmeyen bir şey var ki emperyalist kliklerden hiçbiri, Ortadoğu gibi bir coğrafyada halkların özgürce yaşayabilecekleri, kendi kaderlerini ellerine alabilecekleri bir seçeneğin açığa çıkmasını istememektedir. Bu, birbirleriyle kıyasıya rekabet ve mücadeleye rağmen uzlaştıkları noktadır. Faşist Saray rejimi, bugüne kadar hem emperyalist güçler arası hegemonya mücadelesinin kendisine açmış olduğu oyun alanını çok iyi kullandı, hem de Ortadoğu’nun göbeğinde devrimci bir seçeneğin boy verip bölgedeki tüm ezilen halklara esin kaynağı olmasını istemeyen emperyalistinden bölgeseline tüm gerici güçlerin desteğini arkasına aldı. Ama artık bir sınıra dayandı. Emperyalist klikler arası çelişki ve çatışmalar, yoğunluğunu ve derinliğini koruyor, ancak kimi çatışma alanlarında birbirleriyle uzlaşma arayışları da yaşanabiliyor. Yakın zamanda Rusya ve ABD’nin Suriye konusundaki pozisyonları da böyledir. Bu Türkiye’nin emperyalist güçler arası hegemonya mücadelesini değerlendirme politikasının sınırlarını daraltıyor. İdlip’te suların ısınması bunun sonucudur. Öte yandan faşist devlet, Rojava-Şengal hattında yeni işgal hamleleri için fırsat kolluyor, ebedi Kürt düşmanlığını perçinlemek istiyor. Ancak hayat sadece emperyalistler ve bölgesel gerici güçler arasındaki diplomasi ve güç oyunları ile belirlenmiyor. Faşist Saray rejimi, Güney’deki işgal saldırısında bir kez daha görmüş oldu ki Kürt özgürlük güçleri, ezilen halkların temsilcisi olarak bu denklemi boşa çıkarmıştır.

‘TC EMPERYALİSTLER ADINA, KÜRDİSTAN GERİLLASI TÜM EZİLENLER ADINA SAVAŞIYOR’

3- Faşizmin, PKK’yi ve birleşik devrim güçlerini uluslararası çapta tasfiye etme hareketi örgütlediği biliniyor. Birleşik devrim hareketinin buna karşı mücadelesi nasıl olmalıdır?

TC faşizminin içerideki sıkışıklığı ve çelişkileri, bugün uzlaştırılamaz düzeye sıçramıştır. Bu sorunların tümünü daha da şiddetlendiren Kürt Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü gerilla savaşıdır ve düzen bu direnişi ezmeden hiçbir sorunu çözemez hale gelmiştir. Sömürgeci faşist TC, Kürt direnişine karşı yürüttüğü savaşta sadece gerillayla savaşmıyor, topyekun Kürt halkının tüm kazanımlarını yok etme ve Kürtlük namına ne varsa imhası boyutlarına ulaşmıştır. Teknoloji harikası savaş araçlarıyla, bin bir türlü öldürücü silahla ve açık insanlık suçu kategorisinde olan kimyasal öldürücülerle sivil-savaşçı ayrımı gözetmeden saldırıyor. Tüm dünyanın gözü kör, kulakları sağır. Dünyanın tüm devletleri, bu savaş suçlarını ve amansız direnişi görüyor, biliyor ve zaten ortak durumundalar. TC devleti, emperyalistlerin verdiği teknoloji harikası ölüm makinalarıyla, onlar adına da savaşıyor.

Kürdistan gerillası da tüm ezilenler adına savaşıyor, bugün dört parça Kürdistan coğrafyası dünya ezilenlerinin savaş cephesidir. Bu amansız savaş ve direnişe dünyanın demokratik ve devrimci güçlerinin sessiz kalmaması gerekiyor. Burada, dünya tarihine geçecek ve sonuçları geleceği etkileyecek ölüm kalım çatışması sürüyor. Türkiye sahasında bu savaşa denk bir dayanışma sergilendiğini söyleyemeyiz. Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri kendi kaderinin de bu savaş cephesinde belirlendiğinin, faşizmin aynı zamanda bu sömürgeci savaştan beslendiğinin bilincinde değil. Bugün devrim cephesinin en büyük handikabını bu oluşturmaktadır. Bizim de içinde yer aldığımız Birleşik Devrim Hareketi’nin, milis eylemleri ve diğer tüm yapılanlar, bu amansız direniş karşısında oldukça cılız ve sönük kalıyor. Bu gerçekliği veri alarak, bu büyük direnişi, Türkiye cephesinde büyütmek, birleşik devrimimizin kaldıracı haline getirmek en yakıcı sorunumuzdur. Türkiye ayağında yapılacak her şey, aynı zamanda Kürdistan’daki işgal ve savaş gerçeğini dünya emekçilerinin gündemine taşımamızı sağlayacaktır.

‘YOKSULLARIN ÖFKESİNİ ÖRGÜTLEYECEK DEVRİMCİ SİYASETİ YAŞAMA GEÇİRMELİYİZ’

4- Türkiye’de faşizme karşı her bir eylemin ayaklanmaya dönüşme potansiyeli taşıdığını görüyoruz. Faşizmi Yıkacağız Özgürlüğü Kazanacağız hamlesi buna nasıl bir cevaptır?

Türkiye’de siyasal süreç hızlanarak ve şiddetlenerek yükseliyor. Faşist saldırganlık ve sömürü derinleştikçe hakları, özgürlükleri için direnen kesimler de sürekli büyüyor. Daha açık olarak yoksullar yaşamda kalmak için direnmek zorunluğuyla karşı karşıyalar. Bu zorunluluk iktidardaki faşist koalisyonun geleneksel oy tabanını dahi içine çekiyor, hatta o kesimlerde daha güçlü yıkıcı dinamikler biriktiriyor. Süreç koronayla birlikte çok daha derinleşmiş bir yoksulluk ve işsizliği gündemleştiriyor ve kitlelerin dayanma olanakları tükeniyor. Bu öfkeli kitle muhalefeti, çıplak faşist devlet terörü ve aynı zamanda burjuva muhalefetin barajlamasıyla şimdiye kadar belirli sınırlara hapsedildi. Devlet terörü ve burjuva muhalefetin çabaları bir sınırdan sonra artık etkisizleşmektedir, Türkiye bu sınırdadır. Kitlelerin muhalefetinin artık evlere hapsedilemeyeceğini biliyoruz ama bunun hangi kesimlerden ve hangi biçimlerde kendisini ortaya koyacağını bilmiyoruz. Bu konularda öngörülerde bulunabilirsek gelişmelere hazırlıklı oluruz. Ama hazırlık yeterli olmaz, zamanı gelmiş gelişmeleri devrimci siyasetle doğurtmaya da girişmeliyiz. Yoksa, başlayacak kitle eylemlerinde öncü olunamaz; artçı, en fazla destekçi olunur. Devrimci öncülük, ancak devrimci siyasal ataklarla, kitlelerin önünde yürüyerek kazanılabilir; bunun koşulları olgunlaşmıştır.

Türkiye’de iki alanda muhalefet potansiyeli birikiyor. Birincisi, Gezi kitlesi diyebileceğimiz kesimlerin, değişik alanlarda ve parçalı olarak, tüm baskı ve zorluklara rağmen sürdürdükleri muhalif duruşlarının birleşmesi ve daha güçlü ve etkili biçimler alması olasılığı büyüyor. Bu siyasallaşmış muhalif bir potansiyeldir. İkinci ve daha patlayıcı olan ise iktidarın tabanı dahil, toplumun tüm alt kesimlerini içine alan açların ve yoksulların biriken görünmez öfkesidir. Açlık, dün belki çıplak açlık olarak değil toplumsal refah düzeyine oranla ifade edilen bir şeydi, bugün çıplak açlık olarak ifadesini buluyor. Çöpten hayatlarını kazanmaya çalışan bir milyondan fazla insandan bahsediliyor. Ve bu kesim her geçen gün artıyor. Hayatta kalmayla sınırlı bir yaşama tutunmaya çalışan geri dönüşüm işçilerinin son eylemlerine baktığımızda bile biriken öfke ve isyanı görebiliriz.

Toplumsal muhalefet güçleri, parçalı ve çok sıkı denetim ve devlet terörü altındalar. Buna rağmen değişik biçimlerde, kendi kanallarından mücadele dinamikleriyle var oluyorlar. Bu dönem dikkatimizi çevireceğimiz şey, toplumun tüm alt kesimlerinde biriken görünmez ve yıkıcı öfkedir. Mevcut durumda siyasal muhalif güçlerle bu en alttakilerin öfkesi henüz birbirine yabancı, hatta yer yer karşıtlık içindedir. Açların sınıfsal öfkesi siyasal sol muhalefete akmıyor, siyasal sol muhalefet açların öfkesini ve dev potansiyellerini kapsama geleneğinden yoksun. Türk egemen sınıfları geçmişten beri toplumu kutuplaştırarak iktidarını sürdürüyor ve AKP iktidarıyla bu kutuplaşma, tüm toplumun ortasına örülmüş bir beton duvara dönüştü, bu duvarı parçalamak zorundayız. Kriz ve salgın bunun koşullarını oluşturdu ve artık devrimci siyasetin zamanı.

Türkiye ve Kürdistan halklarının bugünkü temel ve acil sorunu, açlık ve yoksulluktur, en büyük tepki buradan yükseliyor. Çünkü insanlar artık yaşayamaz koşullara itilmiş durumda. Tüm kamuoyu yoklamaları ve araştırmaları, kitlelerin tavırları bunu gösteriyor, düzenin tüm güçlerinin sokak korkusu buradan geliyor. Devrimci hareket, bu gerçekliği es geçemez, burası Kürt ve Türk yoksullarının çoğunluğudur, birleşik güçlerimiz diğer devrimci görevlerinin yanında buraya odaklanmalıdır. Bu kesimleri hep uygulayageldiğimiz taktik, örgüt biçimleri ve eylemlerle kapsayamayız. İçeridenleşmeden bu kesimlere temas edemeyiz. Bu kesimlere, onların içinde uzanacağımız kesimlerle ve doğrudan onların taleplerini siyasallaştırarak adım atabiliriz. Toplumsal isyanı tetikleyecek olan da bu tarz örgütlenmeler olacaktır.

Açlığın ve yoksulluğun pençesinde kıvranan milyonlarla ilişkide farklı bir siyasal dil ve yol bulmalıyız. Her gün saldırılar artıyor, yüzlerce hak gasbı oluyor, olacak. Biz bu dalgayı nasıl karşılayacağız? Yanıtlamamız gereken soru budur. Bu kesimleri, toplumdan tecrit durumdaki sol renklerle değil, toplumda karşılık bulacak, bizzat onları sahaya çekecek yeni bir politika ve eylem tarzını yaratabilirsek örgütlemeyi başarırız. Daha net olarak devrimci hareketin klasik çalışma alanı ve ilişkilerinin tamamen dışında, toplumsal öfkenin patlayabileceği alanlara bakmalı, devrimcilere uzak öfkeli kesimlerle buluşmalı ve uzun vadeli hazırlıklarla bu kesimlere açılmanın biçimlerini yaratmalıyız.

Adeta bir gelecek tasarımı olarak isyanı örgütleyebilmek için yoksulların ve açların öfkesini örgütleyecek bir devrimci siyaseti yaşama geçirmeliyiz. Diğer yandan, faşist Saray rejimine dönük, siyasallaşmış muhalif kesimlerin hızlıca birbirine bulaşabilecek öfke ve cesaretinin önünü açacak, onu ateşleyecek bir konumlanış içerisinde olmalıyız. Bu kesimlerin antifaşist reflekslerini faşizmi yıkma mücadelesinin kaldıracı haline getirmeliyiz. Hamlemizin bu anlamda ciddi bir imkan oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bunu bugüne kadar yeterince değerlendiremediysek de kimi öncü çıkışlarımızla buna işaret ettik. Önümüzdeki süreçte, siyasallaşmış muhalif kesimleri faşist rejimle çarpıştıracak öncü çıkışları hedeflemeli, antifaşist halk hareketini büyütmeliyiz. İşte bu kesimlerin isyanını en yoksul kesimlere, konum kaybı içerisinde olanlara, yeni proleterleştirme saldırısına maruz kalanlara doğru yayabilirsek, o zaman faşizmin ayakta kalması mümkün olmayacaktır.

‘GERİLLA SAVAŞINI SAHİPLENMELİ, SAVAŞI TÜRKİYE METROPOLLERİNE TAŞIMALIYIZ’

5- Devrimci savaş alanlarında işgalciliğe karşı birleşik devrimci savaş yürüten gerillanın direnişi, şehirlerde milis eylemleriyle yükseliyor. Milis eylemleri, faşizmin güvenlik konseptini ne düzeyde etkiliyor?

Kürt Özgürlük Hareketi, sömürgeci faşist Türk devletine karşı Kürdistan’ın tüm parçalarında cansiperane savaşıyor. TC, işbirlikçi Güney Kürdistan hükümetinin aktif desteğini de alan işgal saldırılarına hız kesmeksizin devam ediyor. En son, 23 Nisan’da Güney Kürdistan’da başlatılan işgal harekatı karşısında, Kürt özgürlük güçleri büyük bir direniş sergiliyor. SİHA’ların, kimyasalların, en gelişmiş savaş araç ve gereçlerinin kullanıldığı bu savaşta, bunca eşitsiz güç ilişkisi karşısında sergilenen direniş, Kürt gerilla mücadelesinin yenilmezliğinin göstergesi oldu. Yeni dönemin gerilla savaşını yaratıyor Kürdistan dağlarında gerilla. Askeri tekniği geliştirmede de savaş tekniği ve taktiğini geliştirmede de gerillanın ne kadar yaratıcı olabildiğini görüyoruz. Faşist Türk ordusunu, 6 aydır ilerleyemez noktaya getiren gerilla savaşını daha fazla sahiplenmeli, bu direnişi faşist TC’nin yenilgisiyle sonuçlandırabilmek için Türkiye metropollerine savaşı taşımalıyız.

Bugüne kadar birleşik devrim güçlerimiz Türkiye’nin birçok kentinde faşist devletin ekonomik, siyasi, askeri birçok yapı ve kurumunu; faşist kolluk güçlerini ve sivil faşist güçleri hedef aldı. Etkili eylemler yaptı. Ancak Kürt devriminin gelmiş olduğu düzeyi göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye ayağında, tüm yapıp ettiklerimize rağmen hala çok zayıf kaldığımızı söyleyebiliriz. “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” hamlemiz kapsamında artan eylemlerimiz, daha etkili vuruşlarımız oldu. Bundan sonra da devam edecektir. Bugün önümüzdeki en büyük eşik Kürdistan’daki işgal savaşına karşı cepheyi Türkiye metropollerine taşımaktır.

‘DEVRİMCİ KİTLE ŞİDDETİNİN ÖNÜNÜ AÇABİLECEK ÖNCÜ VURUŞLARA İHTİYAÇ VAR’

6- Ülkede yoksulluk giderek artıyor, hayat pahalılaşıyor. Gerilla ve milis eylemlerinin halkın eylemleri ile olan bağı nedir?

Açlık ve isyan biriktiren yoksul kitlelere temas edebilmemizin bir yolu, onların öfkelerini akıtabilecek kanalları açmaktan geçiyor. Devrimci siyasetin zamanı, dedik. İşte bu devrimci siyasetin en temel unsuru, devrimci şiddettir. Kitlelerin öfkesini doğru hedefe kanalize edebilecek, devrimci kitle şiddetinin önünü açabilecek öncü vuruşlara, hiçbir zaman olmadığı kadar ihtiyaç var. Açlık ve yoksullukla terbiye edilen işçi sınıfı ve emekçilere; varlık hakkı ve kendi kaderini belirleme hakkı tanınmayan, Türkiye kentlerinde linç gösterileri, ırkçı saldırılarla, katliamlarla karşı karşıya olan Kürt halkına; cins çelişkisini her gün her saniye etinde canında hisseden kadınlara; patriyarkal kapitalist sistemin ötekisi LGBTİ+lara; geleceksizlik ve özgürlük yoksunluğuyla bir cendereye hapsedilen gençlere devrimci çıkışı işaret edecek devrimci şiddet pratiğini örmekten başka çaremiz yok. Hançereleri yırtan isyan çığlığına bir çıkış, biriken öfke seline bir yol gerekiyor. Faşizmi yıkacak olan budur. Özellikle Türkiye metropollerinde geliştireceğimiz gerilla ve milis eylemleri tam da buna hizmet edecektir. “Faşizmi yıkacağız” sözümüzü bir söylem olmaktan çıkartacak olan da budur.

‘EN GENİŞ DEVRİMCİ VE ANTİFAŞİST CEPHEYİ ÖRGÜTLEMEK GÖREVİMİZ’

7- Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız devrimci hamlesi “İleri…Daha İleri” şiarıyla güçlenmeye devam ediyor. Sizin bu hamle kapsamındaki görüşleriniz nelerdir?

Koşullar devrimci hareketi, belirli, sınırlı ve toplumsal gövdenin çeperlerindeki alanlara ve işlere sıkıştırmıştır. Bu alanlarda sınırlı da olsa söz söylemeye, güç toplamaya, var olmaya çalışıyor. İkinci bir sorun cehenneme dönüşen koşullarda, yalnızca verili siyasetin diliyle konuşabiliyor, siyaseti konuşturuyor; toplumsal veya kesimsel can yakıcı somut sorunları siyasallaştıramıyor, toplumsal sorunlara sadece verili siyasetin dilinden cevaplar üretiyor. Bu dili bile mevcut kitleler üzerinden kurmuyor, sol içi jargon üzerinden konuşuyor. Böylece tüm yapıp ettikleri sıkıştırıldığı sınırların veya sokulduğu çemberin dışına etki etmiyor. Eylem ve propagandası değişim isteyen ve arayan ana gövdeyle, yıkıcı enerjiyle buluşamıyor. Sürekli kendi alanında ve kendine dönük yaşıyor ve bu temelde sözleri, ajitasyonu radikalleştiriyor. Az çok bir görünürlükle bu çemberin dışına çıkılabilse, küçük de olsa ilk adımlarla bir ucundan milyonları yakıp kavuran sorunlara dokunabilse, Türkiye-Kürdistan toplumsal ortamı, Mao’nun dediği gibi tutuşmaya hazır kurumuş bir bozkır durumundadır. Bunun yolu, birleşik devrim güçlerimizle milyonların acil taleplerini politikanın içine almaktan geçiyor. Başa yazacağımız şey bu olmalı.

Türkiye’de faşizmin yıkılması devrim sorunudur, birleşik hareketimiz bunu “Faşizmi yıkacağız özgürlüğü kazanacağız” sloganıyla gündemleştirdi. Bu tespit, faşist rejime karşı mücadeleyi ertelenemez bir yere oturtmaktadır. Faşizme karşı mücadele, devrimci mücadelenin güncel ve yakıcı evresidir. Toplumun büyük çoğunluğu Saray rejiminden bir an önce kurtulmak istiyor. Gelişecek iç ve dış koşulların zorlamasıyla, beklenmedik altüst oluşlarla Saray rejimin yıkılması güncellik taşıyor. Birleşik devrim güçleri olarak, fiili meşru mücadele alanlarını etkin kullanarak; devrimci şiddeti kitlelerin önünü açacak ve devrimci savaş çizgimize yakınlaştıracak şekilde geliştirerek Türkiye emekçi sınıflarını, ezilenleri, ilerici ve özgürlükçü toplumsal kesimleri faşizme karşı saflaştırabiliriz. Bu koşullarda birleşik hareketimiz öncülüğü kazanmak ve Sarayın yıkılışını devrim adımına dönüştürmek için hazırlanmalıdır. Bunun için tüm devrimci ve anti faşist güçlerin faşist rejime karşı en geniş cephesini örgütlemek göreviyle yükümlüyüz. Bu anlamda faşizmin yıkılmasını demokratik devrim hedefiyle buluşturmalıyız.

‘21. YÜZYILA KADINLARIN MÜCADELESİ DAMGASINI VURACAK’

8- Kadınlara yönelik saldırılar faşizm eliyle daha organize ve örgütlü hale getiriliyor. Buna karşın kadın kurtuluş mücadelesi de gittikçe yükseliyor. KBDH bu durumu nasıl ele almaktadır?

Kadın hareketi, başka bir boyutta gelişiyor, sıçramalı bir hatta ilerliyor. Bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyada yaşanmakta olandır. Nasıl bir zamanlar köleler, köylüler sonra işçiler ayaklandılarsa ve bu birilerinin isteği ve çabasıyla değil kendiliğinden dünya çapında dalgalar halinde yükseldiyse, kadınlar cephesinden de benzeri bir gelişmeyle karşı karşıyayız. En eski gizli kölelik ilişkisini kıracak güçler, kendileri olarak tarihin sahnesine çıktı ve durdurulmaz bir şekilde mücadele kanallarına akıyor. Tüm dünyada, 21. yüzyıla kadınların mücadelesi damgasını vuracak; 21. yüzyıl aynı zamanda kadınların başı çektiği devrimlerle sarsılacak.

Tarihte kadınlar hep siyasal alt üst oluş dönemlerinde sahneye çıktılar. Ancak olaylar yatıştıktan sonra eski konumlarına çekildiler veya devrimler sonrası erkekler tarafından yine ikincil konuma itildiler. İlk defa durgunluğu kendileri öne fırlayarak kırıyor ve bütün dünyada güneşin altındaki yerlerini istiyorlar. Bu, son derece çarpıcı bir gelişmedir. Burada da aynı sorun mevcut devrimciliğin karşısına çıkıyor, bu dünyasal dinamiğin içinden doğru -dışsal değil- politika oluşturmakla karşı karşıyayız. Diğer türlü, emekçi sınıflar için söz konusu olan durum burada da yaşanır; KBDH ve bileşen kadın örgütlerimiz kadın hareketine dışsal kalır ve mücadelemiz bir cins kırımıyla karşı karşıya olan kadınlara, varoluş kavgasını kimi zaman canları pahasına veren LGBTİ+lara değemez. Birleşik güçlerimiz bu sorunu önlerine koyarak yeni bir tarz ve düşünsel birikim yaratarak, tüm mücadele alanlarında olduğu gibi kadın özgürlük mücadelesini de kitle dinamiğini kavrayarak yükseltmelidir.

KBDH, inanıyoruz ki, kadınların politik-askeri örgütü olma iddiasını ölümsüzleşen kadın yoldaşlarımızın izinden giderek mutlaka gerçekleştirecek, birleşik devrimimizin aynı zamanda bir kadın devrimi olmasını sağlayacaktır.

‘BİRLEŞİK DEVRİMİ BÜYÜTME İDDİASIYLA YÜRÜYECEĞİZ’

9- Partinizin işçi sınıfına, kadınlara, gençlere, bütün ezilenlere sözü ve bu dönemdeki politikası nedir?

Faşist saray iktidarı tüm militer ve paramiliter güçlerini iç savaş düzeneğine göre örgütlüyor. Bir savaş koalisyonu olan AKP ve MHP, her türlü imkanla tüm yoksul ve emekçi sınıflara, Kürt halkına, kadınlara, LGBTİ+lara, gençliğe, Alevilere, ezcümle kendisinden olmayan herkese karşı bir savaş cephesini örgütlüyor. Üniversite gençliği en temel yaşamsal ihtiyaçlarından akademik-demokratik özerklik talebine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Toplumsal muhalefet dinamiğinin en diri güçlerinden biri durumunda. Yoksulluk ve açlık sınırındaki emekçi kesimler, sınıra dayanmışlığın çaresizliğinin yanı sıra kaybedecek bir şeyi olmayanların gözü karalığını da yaşıyorlar. Kadınlar, hayatta kalanlar olarak bir kişi daha eksilmemek için seslerini yükseltiyorlar. Artan işçi direnişleri giderek radikalleşiyor. Kürt halkı, dağda gerillası, şehirde genci yaşlısı, kadını erkeğiyle verdiği mücadeleyle faşist iktidarın çöktürme planını boşa çıkarttı ve “dem dema azadiye” diyor. Tüm bunlar nasıl bir kaynamanın, devrimci bir mayalanmanın olduğunu gösteriyor. Yeter ki biz ezberlerimizden kurtulalım ve kitleleri yakıcı talepleri üzerinden faşizmi yıkma mücadelesine örgütleyebilelim.

Önümüzdeki dönem, gençliğin devrimci dinamizmini, kadınların patriyarkal kapitalist sisteme karşı öfkesini ve en alttakilerin, açlık ordusunun isyanını bileyecek bir mücadele hattını örme, birleşik devrimi büyütme iddiasıyla yürüyeceğiz.